Moving Stones. Europe’s Neolithic Bridge: Anatolia

En bref

L'IFEA est un Institut de recherche français en Turquie. Dépendant du MEAE et du CNRS, il a pour vocation de faciliter, de fédérer et d'impulser des recherches en sciences humaines et sociales. C'est une structure de services et d'accueil des chercheurs. L'institut propose une programmation scientifique ouverte au public. 

logo cnrsMEAEifre

Konu

Kentin son elli yıldır yapımına damgasını vuran gecekondu olgusu çoğunlukla bir sorun olarak görülmüştür; şehrin görüntüsünü bozan, işgalci bir yıkım gücü. Halbuki, doğaçlama usülü kent yapımı diye adlandırabileceğimiz bu süreç kente göçle gelenlerin barınma ihtiyaçlarını çözmek üzere tüm kültürel sermayelerini ve insiyatiflerini ortaya döktükleri bir yaratıcılık konusu olarak da ele alınabilir. Gecekonduda basit bir barınma ihtiyacından yola çıkılarak insanların bizzat yarattıklarının bir bina olmanın çok ötesinde bir yaşam alanı, bir mahalle, bir kent parçası olduğunu görüyoruz. Doğaçlama kent yapımı sürecinde insanlar yarattıkları her bir dokunun bilgisine ve hafızasına sahipler, bu yüzden yarattıkları yaşam alanlarının kendileri için anlamı var. Her bir çivisinden, akrabanın ordaki evinin çatısına, hemşerinin bakkalına, ordan da çıkması zahmetli tepesine ve taşan deresinin getirdiği çamuru aşılarak yürünen sokaklarına kadar her yönü ile ve duygusal bir şekilde hatırlanan bir kent dokusu yaratılan. Gecekondunun ifade ettiği bu doğaçlama kent yapımında mimar ya da tasarımcıyı fazla göremiyoruz. Tasarımcının bu sürece girememesi söz konusu (ya da kendisini soyutlaması) şimdiye kadar; ya ideolojik ve kültürel nedenlerle ya da tamamen finansal nedenlerle, zira gecekonducuların mimari proje için paraları olmadı hiç bir zaman. Bugün, artık milyonlarca metrekareler, trilyonlarca liralar, kimbilir ne kadarlık beklentilerle ilerleyen kentsel dönüşüm, her bir hamlesiyle bu değersiz addedilen ve tiksinti ile bahsedilen gecekondu kültürünü derinlere gömüyor. Tüm yönleriyle önden tasarlanmış yaşam kurguları ile tepeden inen modern kent, doğaçlama kent yapmak kültürünün tam tersine insanın yaşadığı yere ilişkin ortaya koyabileceği yaratıcılığına ihtiyaç duymuyor. Kentsel dönüşüm, tamamen pazar mekanizmasının diktasında, alış-satış, rant, getiri-götürü hesapları üzerinden şekillenen modern kent parçalarını mevcut gecekondu mahallelerine monte ediyor. Pazar mekanizmasının bu kadar baskın ve tek söz sahibi olması modernden kastedilenin de olabileceğinden çok daha daralması anlamına geliyor: insanlara araba park yeri, yürüme yolu, havuzu, görmelik bahçeleri ve iki artı birleri ile hazır paketler şeklinde sunulan komfor, güvenlik ve düzen vaadinin ötesine geçemiyor modernlik. Kentsel dönüşümün işaret ettiği bu modern kent yapımında mimar ve tasarımcıya bu sefer önemli bir rol düşüyor: projeleri satılabilir kılmak, markalaştırmak, bir diğer deyişle meşrulaştırmak. Bu süreçte esamesi artık okunmayan kentlinin kendisi. Kentli yapan olarak artık gündemde değil, artık bir tüketici konumunun ötesinde rol düşmüyor kendisine. Bu panelde sormak istediğimiz sorular şunlar: mimarlık ve tasarım uzmanlığı kentsel dönüşüm süreci ile işlevsizleştirilen kentlinin kent yapmada ortak olma potansiyelini yeniden ortaya çıkarabilecek bir yaratıcı çabanın içine girebilir mi ve böylelikle kent yapmaya ilişkin katılımcı bir sürecin önünü açabilir mi; mimarlık ve tasarım uzmanlığı, kentlinin kent yapma bilgi ve becerisini de yanına alarak bugün çok çetrefilli bir konu olarak önümüze çıkan kenti müşterek kullanım alanı ve kültürü olarak geliştirmek meselesini ele alabilir mi? Mimarlık ve tasarım uzmanlığı bugün tamamen piyasa mekanizmasının çözümlerine hapsolmuş pratiğini (bu pratiğin yarattığı kaynakları kullanarak) bir nebze serbestleştirme stratejisi olarak kentsel dönüşüm mağduru olmaya aday kentlilerle birlikte kâr-amacı gütmeyen proje geliştirme ve uygulama çabalarına kalkışabilir mi? Pazar mekanizmasının taleplerini dengeleyecek kent hakkı, kentli hakkı, iyi yaşam hakkı taleplerinin muhatabını bulmak üzere seferber olabilir mi? Doğaçlama kent yapmak olarak adlandırdığımız gecekondu kültüründen iyi yaşamla ilgili, modernliği yaratıcı bir şekilde, aşağıdan inşa etmekle ilgili bir şeyler öğrenebilir miyiz? Mimar ve tasarımcının özgür yaratıcılık arayışı kenti doğaçlayanların birikimi ile buluşmadan beslenebilir mi? Bu buluşmadan kenti özgürleştirici kılacak, kentlilerini de güçlendirecek bir enerji çıkar mı? Mimarlar ve kent yapanlar birlikte, hazır reçeteler şeklinde modern yaşam alanları kurgulayanların gücünü yönetebilirler mi?
 
1.İstanbul Tasarım Bienali paralelinde, Musibet Sergisi küratör ekibi ile birlikte düzenlenen bu yuvarlak masa toplantısında şehir plancısı, mimar, sosyolog, sosyal politika uzmanları, ve kenti bizzat yapanlar, inşa edenler biraraya gelecekler.

Katılımcılar

Açılış : Jean-François Perouse / Kentbilimci, 'IFEA’nın Müdürü
Moderatör: Asu Aksoy / Doçent, İletişim fakültesi, Bilgi Üniversitesi, “Art and Cultural Managment” bölümü
Erbatur Çavuşoğlu / Kentbilimci, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi
Şükrü Aslan / Kentbilimci, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Ünivesitesi, Sosyoloji bölümü
Gökhan Karakuş / bağımsız mimar, mimarlık eleştirmeni
Yaşar Adanalı / Araştırmacı ve eylemci, Kentsel projelerde yurttaş katılımı uzmanı
Hüseyin Çevik / Müteahhit (Inovacons.com)
Adil Tekirdağ / Adil Kebap Dürüm’ün sahibi
Nil Aynalı / Mimar, İstanbul Tasarım Bienali “Musibet” sergisinin asistan küratörü

EK Bigiler

7 aralık Cuma, saat 18.00’de
Sunum dili Türkçe
IFEA konferans salonu
Bilgi için: This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.