• 03022010 - Cristina Lemorini : Arslantepe, from temple to village: use-wear analysis implemented to reconstruct daily life in Early Bronze Age

    Audio konferans :Le Mercredi 3 février, à 18h30 environ dans la continuité du séminaire d'Isabella Caneva Dr.
    Cristina Lemorini
    Dip. Scienze Storiche, Archeologiche e Antropolgiche dell’Antichità, Un. di Roma “Sapienza”
    Arslantepe, from temple to village: use-wear analysis implemented to reconstr
    uct daily life in Early Bronze Age.
  • 19012010 - Jean-Claude Bessac : L’outillage du travail de la pierre entre Orient et Occident

     Audio konferans :
    Séminaires d’archéologie: L’habitation, l’abri de l’homme à travers les âges
    Le 19 janvier 2010 à 17h30
    Jean-Claude Bessac
    L’outillage du travail de la pierre entre Orient et OccidentStone working and tools, between East and West
    Conférence en Français

     

  • Alice Vinet : « West Mound use-wear analysis »

    Alice Vinet : « West Mound use-wear analysis », Çatalhöyük Archive Report, p. 227-230. http://www.catalhoyuk.com/sites/default/files/Archive_Report_2017.pdf

  • Anadolu Prehistoryası: Teknikler ve Geçişler

    PENEO: Economic and Social Platform for the Neolithic of South-West Asia
    PENEO : Neolitik Dönem Anadolusu Ekonomik ve Sosyal Platformu

    Sorumlu : Cédric BODET, IFEA’ya bağlı araştırmacı

     

    This project is seeking to reconstruct the evolution of the social structures affected by the process of neolithisation in SW Asia and Anatolia in particular. The investigation blends first-hand economic analyses (archaeozoological and archaeobotanical) with ethnological data to replace them within the evolutionary perspective offered by archaeology. Primarily concerned with the advent of domestication (relating to the economic infrastructure), the project extends,  to the various areas of the social superstructure like internal organization, symbolism, kinship etc. The results take the form of articles, thesis, charts and maps. 

    PENEO programı Anadolu’da neolitik devrime katılan toplulukların sosyal yapısındaki gelişim ve değişim  araştırmak için kurulmuştur.Paleotik Çağa ait ekonomik verilere dayanarak konuyla ilgili etnolojik analizleri kullanmaktadır. Forest’ın ( 1992 ) arkeoloji-etnoloji yaklaşımı uzantısında, ekonomik ve toplumsal olguların karşılıklı bağımlılığı üzerine yoğunlaşarak yürüttüğümüz araştırma alanı, arkeoloji-sosyoloji olarak nitelendirilebilir. Sonuçlar yazı, tez, tablo ve harita olarak aktarılmaktadır.

    Plateforme Economique et sociale du NEOlithique d’Asie antérieure (Neolitik Dönem Anadolusu Ekonomik ve Sosyal Platformu)

    Lithic investigations and Experimental Archaeology 
    Litik incelemeleri ve Deneysel Arkeoloji

    Sorumlular : Laurence ASTRUC, IFEA, CNRS UMR 7041

    Bu program ,insan yapımı nesnelerin kalıntılarından yola çıkarak , bunların kullanım ve üretim yöntemini yeniden yapılandırmaya çalışır.Bunun için, teknik nesnelerin deneyiminden yararlanılırak, bu nesneler yeniden üretilir ve orijinalleri ile karşılaştırılır. Böylece, hem üretim yöntemleri, bunların bileşenlerinin kökenleri, hem de kullanım alanları incelenebilir.

    -Aslı Höyük’ün kazı ve deneysel arkeoloji programı

    Obsidian use project
    Obsidiyen kullanım projesi

    Sorumlu : Laurence ASTRUC, IFEA, CNRS UMR 704

    Burada arkeoloji kazıları sonucu bulunan nesneler çalışmalar Tiriboloji ve Sistem Dinamikleri Laboratuvarı ve Centrale de Lyon tarafından yürütülen, aşınma mekanizmalarını kapsayan, temel bir araştırmaya dayanmaktadır. Bu çalışmalar arkeologlar tarafından yapılan saha araştırmaları ile tamamlanır. Proje, Mezopotamya ve Doğu Akdeniz gibi diğer bölgelerdeki obsidiyen eserler üzerine araştırmaların hazırlanmasına metodolojik  bir katkı sağlamaktadır.
    -program ANR 2009-2011

    Anadoludaki neolitik toplumlar, ticari ağları ve etkileşim alanları. Litik Taş oyma endüstrisine teknolojik ve fonksiyonel yaklaşım

    Sorumlu : Laurence ASTRUC, IFEA, CNRS UMR 7041

    Toplulukların  teknik geleneklerinin ve uygulamalarının iyi bir göstergesi olan litik araçların üretim, kullanım ve bakım yöntemlerine dayanan bu program, neolitizasyon,t icari ağlar ve kültürlerarası teknik transferler üzerine yürütülen  çalışmalara katkıda bulunur. Proje şu anda önemli obsidiyen kaynaklarının bulunduğu İç ve Doğu Anadolu bölgeleri üzerine yürütülmektedir. Üç temel konu, tekno-işlevsel yaklaşımın erken neolitik topluluklarının ve aralarındakı etkileşimin açıklanmasında nasıl kilit bir rol oynabileceğini açıklıyor: ilki, sit alanlarının işlevlerinin tanımıyla (Kapadokya örneği); ikincisi, mikro-bölgesel çalışmalar çerçevesinde teknik geleneklerin belirlenmesiyle (mesela Doğu Anadolu); üçüncüsü ise neolitizasyon süreci söz konusu olduğunda, önemli bir tekno-tipolojik olgu olan ‘mikrolitik’ kavramıyla ilgilidir.

    -Aşıklı höyük, Musular ve Pınarbaşı Boncuklu Kazılarında litik aletlerin karşılaştırmalı analiz programı.

    Anadolu’da neolitik yayılma

    Sorumlu : Martin GODON, IFEA’ya ve Cépam UMR 6130’a bağlı araştırmacı,Tübitak

    Bu program iki aşamada düzenlenmektedir. Birincisi, Neolitik boyunca Mezopotamya, İç Anadolu ve Batı Anadoluda’ki kültürel etkileşim süreçlerini belirlemek için yapılan araştırmalardan oluşur. Bu çalışma, inceleme alanı kapsamındaki seramik üretiminde hangi teknolojilerin kullanıldığının araştırılmasına  dayanır. İkincisi ise bu üç bölgedeki, teknolojik  alışverişin ve teknik geleneklerin gelişiminin diyakronik bakımdan incelenmesidir ( MÖ 7000-5500 cal.)

    • Kuzey Tell Qarassa kazıları
    • Tepecik-Çiftlik kazıları
    • Aktopraklık kazıları
    • Kınık Höyük Misyonu
  • Archive Préhistoire Anatolienne : techniques et transition

     

    PENEO: Economic and Social Platform for the Neolithic of South-West Asia
    PENEO: Plateforme Economique et sociale du NEOlithique d’Asie antérieure

    Responsable : Cédric BODET, chercheur associé IFEA

    This project is seeking to reconstruct the evolution of the social structures affected by the process of neolithisation in SW Asia and Anatolia in particular. The investigation blends first-hand economic analyses (archaeozoological and archaeobotanical) with ethnological data to replace them within the evolutionary perspective offered by archaeology. Primarily concerned with the advent of domestication (relating to the economic infrastructure), the project extends,  to the various areas of the social superstructure like internal organization, symbolism, kinship etc. The results take the form of articles, thesis, charts and maps.

    Le programme Peneo est destiné à décrypter l'évolution de la structure sociale des communautés impliquées dans la révolution néolithique d'Asie Antérieure. S'appuyant d'abord sur des données paléo-économiques, il est fait usage d’analyses ethnologiques correspondantes. Le domaine des recherches entreprises ici peut être défini comme de l'archéo-sociologie,dans la prolongation de l'archéo-ethnologie de Forest (1992) avec une intérêt porté sur l'interdépendance de l'économique et social. Les résultats prennent la forme d'article, thèse, tableaux, et cartes.

    - programme Plateforme Economique et sociale du NEOlithique d’Asie antérieure

    Lithic investigations and Experimental Archaeology

    Responsable : Laurence ASTRUC, IFEA, CNRS UMR 7041

    Ce programme cherche, à partir des vestiges d'objets fabriqués par l'homme, à en reconstituer l'usage et le mode de fabrication. Pour cela, on reconstitue par l'expérience des objets techniques et on les compare avec les objets originaux. On peut ainsi en étudier à la fois les méthodes de fabrication, la provenance de leurs composants, et les usages.

    - programme de fouille et d’archéologie expérimentale de Asli Höyük

    Obsidian use project

    Responsable : Laurence ASTRUC, IFEA, CNRS UMR 704

    L'étude des assemblages archéologiques ici est basée sur une recherche fondamentale menée par le Laboratoire de tribologie et dynamique des systèmes / Centrale de Lyon concernant les mécanismes d'usure. Ces études sont complétées par des recherches de terrain menées par les archéologues. Le projet est une contribution, d’un point de vue méthodologique, à l'élaboration d'études sur les artefacts en obsidienne dans d'autres régions : en Mésopotamie et en Méditerranée orientale.

    - programme ANR 2009-2011

    Communautés néolithiques d’Anatolie, réseaux d’échanges et sphères d’interaction. Approche technologique et fonctionnelle des industries lithiques taillées

    Responsable : Laurence ASTRUC, IFEA, CNRS UMR 7041

    Ce programme participe d’une réflexion conduite sur la néolithisation, les réseaux d’échanges et les transferts techniques interculturels, en se fondant sur les modes de fabrication, d’utilisation et d’entretien des outillages lithiques qui sont de bons révélateurs des pratiques et traditions techniques des communautés. Le projet porte à l’heure actuelle sur deux régions : l’Anatolie centrale et l’est anatolien où se trouvent des sources d’obsidiennes majeures. Trois thèmes illustrent de quelle manière l’approche techno-fonctionnelle peut constituer une clé pour l’étude des premières communautés néolithiques et de leurs interactions : le premier a trait à la définition de la fonction des sites (cas d’étude en Cappadoce) ; le second, à l’identification des traditions techniques, dans le cadre d’études micro-régionales (p.e., dans l’est anatolien) ; le troisième, concerne le ‘microlithisme’ un phénomène techno-typologique d’importance lorsqu’il s’agit de discuter des processus de néolithisation.

    - programme d’analyse comparée d’outils lithiques issus des fouilles de Aşıklı höyük, Musular et Pinarbaşı Boncuklu

    L’expansion néolithique en Anatolie

    Responsable : Martin GODON, chercheur associé IFEA, chercheur associé Cépam UMR 6130, Tübitak

    Ce programme s’organise en deux temps. Le premier cherche à identifier des processus d’interactions culturelles en Mésopotamie, Anatolie centrale et Anatolie de l’ouest durant le Néolithique. Ce travail se fonde sur l’identification de marqueurs technologiques au sein des productions céramiques des corpus étudiés. Le second porte sur l’étude des phénomènes d’emprunt tehcnologique et de développement des traditions techniques en diachronie (ca. 7000-5500 BC cal.), au sein de ces trois zones géographiques.

    • fouilles du Tell nord de Qarassa
    • fouilles de Tepecik-Ciftlik
    • fouilles d’Aktopraklik
    • mission Kinik höyük
  • Güneydoğu Anadolu Bölgesi

    guneydogu anadolu

    Fransız kazı ve arkeolojik çalışma Referans site
    Araştırma ve tez projesi Kaynakça unsuru

    Fransız kazı ve arkeolojik çalışma

    Gaziantep - Hatay

    nizipPaleolitik keşif (1983-1988)

    Angela Minzoni-Déroche (Centrale Paris)

    Tarihçiler ve jeomorfolog arasında yakın işbirliği ile, 1983 ve 1988 yılları arasında, yürütülen araştırmalar doğrultusunda, Anadolu'da var olan genel bir chronostratigraphic çerçevesi ihtiyacını karşılamak için kurulmuştur. Yürütülen araştırmalar sırasında, Antalya ilinin Kocapınar ilçesinde mevduat keşfedilip, yine aynı ilde, Karain, Okuzini, Çarkını veya Kızılın bölgelerinde, komşu mağaralara detaylı kartografi/haritalama yapılmıştır. Kilikya kapılarında, Ulukışla kuzeyine bulunan, Cakmaktepe’de açık mevduat bulunmuştur. Gaziantep ilinde birçok açık mevduat bulunmuş, fakat erozyon yüzeyleri çok etkilemiş ve büyük ihtimal ile, olması gerektiği noktalarda sedimentler (tortu) kalmamıştır. Birçok bakımdan, Fırat nehrinin ve nehrin kollarındaki, kuvaterner alüvyonlardan çıkartılan maddeler, Acheulian endüstrisini sunmakta.,  Üçağızlı mağarası, Hatay'ın Akdeniz kıyısında tespit edilmiş beş mağaradan bir tanesidir.

    Daha detaylı bilgi için : Ön sonuçlar Araştırma Sonuçları Toplantıları’nda yayınlamıştırve ayrıca A. Minzoni-Déroche, Le Paléolithique du Bassin du Nizip, (Rapport Préliminaire) isimli bir raporda bulunmaktadır.

     

    Gaziantep

    Tilbeshar kazıları (1995-2006)

    Christine Kepinski (CNRS - UMR 7041), Marie-Odile Rousset (CNRS - UMR 8167), Rifat Ergeç (Gaziantep Univ.), Fatma Bulgan(Gaziantep müzesi)

    carteSöz konusu bölgeler : Kalkolitik, Eski bronz, Orta bronz, Akhaemenid, Ortaçağ Bizans

    Faaliyetler :

    İlk iki yıl, 1994 ve 1995, site keşfine ve kısa anketlere ayrılmış. 1996 yılından 2000 yılına kadar her bahar, beş kazı çalışması yapılmış. Ardından, 2004 yılından  2001 yılına kadar, üç çalışma misyonu yürütülmüştür.

    Saha operasyonları, 2005 ve 2006 yıllarında, ilave edilen iki mevsim süresince  devam ettirilmiş. Çalışmalarımız ağırlıklı olarak, Dışişleri Bakanlığı tarafından ve bilimsel ciro’dan yararlanarak ve ayrıca Fransa Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi (CNRS) ve İstanbul Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü (IEFA) tarafından finanse edilmektedir.

     

    Daha fazla bilgi için : Her yılın ön sonuçları Anatolia Antiqua’da ve Kazı Sonuçları Toplantıları’nda yayınlanmıştırÇalışmaların özeti Anatolica 31’de, yayınlanmıştır.
    {gallery}archeologie/tilbeshar{/gallery}

    Zeugma-Orta Fırat Vadisi (1995-2000)

    Catherine Abadie-Reynal (Nantes Univ. - IFEA), Rifat Ergeç (Gaziantep Univ.), Fatma Bulgan (Gaziantep müzesi)

    Türkiye ve Suriye arasındaki sınırına yaklaşık yirmi kilometre kuzeyinde bulunan Birecik ilçesinde baraj kurma projesinin varlığını, öğrenen Bilimsel topluluk, Fırat Vadisi Zeugma-moyenne kurtarma misyonunu 1995 yılında kurmuştur. Baraj Gölü, Fırat Vadisi Zeugma’nin bir bölümünü batırmaya ve tüm dönemler dahil olmak üzere, onlarca site’nin kaybolmasına neden olmakta. Her dönem, çok zengin geçiş ve değişim noktası olan ve kaybolmaya mahkum Fırat vadisinin bu bölümü hakkında, bilgi toplamak üzere müdahale kararı verilmiş. Bu müdahale ve ayrıca 2000 yılından itibaren Packard Humanities Institute, Fransa Dışişleri Bakanlığı tarafından desteklemiştir.

    Misyonlar, C. Abadie-Reynal başkanlığında yapılmıştır.

    Üç site, Gaziantep Müzesi ve Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü tarafından kurulan, Fransız-Türk kurtarma operasyonundan yararlanacaktır. Öncesinde, Kalkolitik ve ortaçağ dönemi aralıklarında var olan yerleşim yeri Horum Höyük, C. Marro ve A. Tibet tarafından yürütülen ve özellikle Protohistorik döneme odaklı çalışmalara konu olmuştur. Sekiz kilometre ötesinde, karşı karşıya bulunan, iki diğer site, Fırat Nehri'nin sol kıyısındaki Hama ve sağ kıyısındaki Séleucie-Zeugma, ekiplerimiz tarafından kazılmıştır. Saha çalışması önem taşımaktadır: Çünkü, Hama şehrinin tamamını ve Zeugema kazı alanının alt çeyrek kısmını kaplayacak baraja su doldurma işleminden önce beş yıl kadar kısıtlı bir zaman dilimi içerisinde iki klasik dönem şehri incelenmeliydi. Bu nedenle, nehir’e odaklanarak, siteler hakkında belirli bir çalışma konusu seçilmiş, nehir’in aşılmasının önemi ve şartları ve ayrıca şehirlerde organizasyon ve kurulmasındaki rolü araştırılmıştır. Öte yandan, mümkün olduğunda, N. Florsch başkanlığında yürütülen, elektrik ve manyetik araştırma gibi, yeni teknikler kullanım uygulaması yapılmıştır.

    Bu seçimler sayesinde, kısmen, klasik antik döneminden iki yeni şehir yeniden canlandırılmıştır : Bu zamana kadar çok kötü bilinen, bölgenin gereksimlerine uyum sağlamış Yunan kentsel planlamasının çok değişik yansımalarını aksetmekte ve özellikle Yunan ve Roma dünyasının sınırında bulunmamasından dolayı zengin tarihini ortaya çıkarmaktadır.  Hama, sadece geçmiş iki yüzyıl boyunca yerleşim yeri olmasından dolayı, çok zengin bir tarihe sahip değildir. Fırat dönemecinde bir ova’da, M.Ö 3. yüzyılda kurulmuştur. Belirli zamanlarda yapılan anketler ile desteklenmiş Elektrik ve manyetik araştırmalar, birkaç aylık çalışma ile kentin planını güçlendirmemizde bas unsur olarak görünen kurumu keşfetmemizi sağlamıştır. Hama kentinde bulunan duvarların uzunluğu 2.2 kilometredir. Kuzey güçlendirmesi, seri şekilde düzelenmiş belirgin üç kapılı dikdörtgen kuleler içermekte. Bu duvarların tamamı, yaklaşık 45 hektarı kapsamakta. Şehrin düzenlemesi orthogonal/dik plan ile tanımlanmakta, M.Ö 5. yüzyıl’dan itibaren Milet Hippodamus tarafından kurulan ilkelerinden esinlenilmiştir.  Sokaklar dik açı ile kesişmekte, Doğu’dan Batı’ya 42 m, Kuzey’den Güney’e 107 m genişliğinde, düzenli ve uzun adalar olarak belirlenmektedir. Adalar genişliği önemine bağlı olarak değişen ortogonal sokak ağları ile ayrılmakta. Şehrinin girişindeki kesişme noktaları, küçük sokaklardan iki kat daha geniştir. Muhtemelen şehrin genişlemesini ve genel planının belirlenmesi kurulumundan itibaren gözlenmiş olmasına rağmen tam olarak gerçekleşmemiş bir şehir görünmektedir. Şehir sınır alanları inşa edilmemiş gibi gözükmekte. Uzun zamandan beri hippodamian plan türü, Doğu Hellenistik Yunan inşası karakteristiklerine sahip olarak kabul edilmiştir. Zeugma sitenin çalışması, bize Yunan göçmenler de çok daha canlı bir alan yapılandırmasına uyum sağlayabileceğini göstermiştir. Seleucia sitesi Zeugma (Helenistik ismi), nehir’e dikey vadiler ile ayrılan bir dizi tepeler yer almaktadır. Helenistik dönemi şehri çalışmasında zorluklar yaşanmıştır : 10 metre colluvium/tepe ve arkeolojik tabaka altında gömülmüş. Ancak, ulaşmamızı sağlayan bir kaç araştırma, bize, Hama’da belirlediğimizden tamamen farklı bir organizasyon yaptığımızı göstermekte. Sitenin batı uç kısmındaki stratejik durumu olan tepe'nin eteklerine teras sistemi monte edilmiş ve aynı zamanda Batı ve Akdeniz üzerinden ana yol nehrine akan küçük vadinin ve Fırat vadisini kontrol etmektedir.  Bu nedenle, kurulusundan kısa bir süre sonra, Seleucia, kale çevresinde toplanmış Fırat nehrinin geçiş kontrolünü sağlayan küçük bir asker topluluğundan artık daha fazlası değildir. Sitenin alt kısmı üzerinde hızlı şekilde yürütülmesi gereken anketler aynı zamanda, genişlemesinde takip etmeyi sağlamıştır. Görünüşe göre, şehir, Pompei şehrinin iki katından daha fazla, yaklaşık 140 hektarlık bir alanı kapsayacak şekilde, doğuya doğru hızla gelişmiştir. Mezarlıklar, her zaman çevrelerde yerleşmiş olmasından dolayı, kentsel sitenin genişliğini saptamak için mükemmel göstergelerdir. Bu yüzden, Seleucia-Zeugma şehri için, bize, değerli bir yardım niteliğindelerdir. Şehir alanının ulaşabileceği doruk noktasın en geniş haliyle göstermektedir. Halbuki, Roma İmparatorluğu'nun başından kalma mezarların, şehrin merkezindeki evlerde yeniden kullanıldığını saptanmıştır. Mezarlıklar, M.S. 1. yy.’da, şehrin genişlemesinin daha az olduğunu göstermektedir. Bu nedenle, Zeugma şehirciliği, Hama şehrinin aksine, gelişmektedir: Hellenistik ve Roma dönemi arasında, evlerin yönü ve sokakların düzeni değişmiştir. Kuruluş alanı oluşumu sırasında kesin şekilde belirlenmemiş, yüzyıllar boyunca gelişmiştir.  Ayrıca, Seleucia-Zeugma kazı çalışmaları, İmparatorluğun doğu sınırdaki Roma döneminin hayat çerçevesini saptanmasını sağlamıştır. Çok çeşitli kuruluşlar güncellenmiştir : Kazı alanı Batı kesiminde yoğunlaşmış gözüken, kamu alanları, şimdilik çok az kazılmıştır. Kaldırım için bir yer düşünülmüştür : Kamu binaları ile çevrilmiş içinde 80.000’den fazla mührün bulunduğu arşivler Türk meslektaşlarımız tarafından keşfedilmiştir. Sitenin sulandırma işlemi yapılmadan birkaç gün önce, doğu kısmında, çeşme bulunan bir yer ve muhtemelen bir tapınağa götüren anıtsal merdiven kazıdan çıkartılmıştır. Özellikle, bu kazılar iç mimari zenginliğini ortaya çıkartmıştır. Sitenin doğu kesimi yerleşim yeri olarak kullanılmıştır. Çoğu teras, en son durumları genellikle m.ö 2. ve 3. yy’dan kalma, zengin ikili evlerle donatılmıştır. Seçkin yaşam ortamı ve batının büyük site seviyesinde, ortamlar görmemizi sağlamaktadır. Evlerin çoğunun, yoğun yerleşimi ile ortalama boyutta olduğunu göstermekte : 2. ve 3. yy. da sitenin çeşitli yerlerinde, kamu alanlarında veya eski mezarlıklarda birbirine ekli evler görmekteyiz. Bu evlerin en zengin hâlde olanları, öncelikle, bir ya da iki açık alandan, avlu veya bahçeden oluşmaktadır. Açık alanların ilk zamanları yüksek İmparatorluğu'na ulaşırken, Yunan modasına uygun sütunları sayesinde anıtsal bir boyut almakta ve Hellenistik dönemi ötesine ulasan moda tarzında çevrelenmektedir. Halbuki, Zeugma sitesi, Roma İmparatorluğu'nun şehirdeki entegrasyonundan yaklaşık iki yüzyıl sonra yaşam ortamının Romanizasyon sürecinin gerçekten başladığını çok yakından takip etmemizi sağlamaktadır. İlk olarak, önemli gelişimin olarak görebileceğimiz, şehrin su ihtiyacını tedarik ederek, batıda bilinen şartlara uygun hayat tarzlarında değişiklikler getirilmiştir. Böylece, Hellenistik dönem ve Roma dönemi sırasında, çoğu evde mevcut su depoları en önemli su payını sağlamaktadır. Sadece, bu dönemde, aşamalı şekilde kirli su drenajı yapılmak üzere borular yerleştirilmiştir, yanı sıra özellikle çok ihtiyacı olan bir siteye, su akışına drenaj işlevi olacak büyük birikim lağımı yerleştirilmiştir. Yani, ikinci yüzyılın sonundan itibaren, yaşam tarzları değiştiğini görmekteyiz : Şehrin siteyi dolaşan ve su kemerlerine bağlantısının kurulan birçok sistem sayesinde su tedarikinin çok daha bol olması sağlanmış, ancak henüz şehrin mahallelerinde bu sistemin izine rastlanmamıştır. Yeni kolaylaştırma operasyonları hızla ilerlemekte, zengin evlerinde tuvaletlerin yapımı gözlenmekte, açık yasam alanının bir bölümünü kapsayan büyük havuzlar ile ve bazen boyalı anıtsal çeşmeler ile süslenmektedir.

    Ev dekorasyonu gelişimi de çok hassas bir noktadır: Aralarından en zenginleri, 2. yüzyıl sonundan itibaren, odaların önem derecesini belirlemek amacı ile, zengin ve özgün dekor ile süslenmiş. Evin giriş odası, yemek odası veya triclinium (Klinai veya geleneksel olarak düzenlenenmiş üç yataklı bu odada, uzanılarak kutlamalar yapılır), tüm zengin evleri, çok orijinal bir tema ile, hatta eşsiz mozaikler ile döşenmiş. Duvar sıvaları ile kaplanmış ve alçı süslemeler ile tamamlanmıştır. evin reisinin yatak odası (ya da cubiculum) dekorasyonunun göstermiş olduğu üzere ayrıcalıklı odalardan biridir. Böylece, evlerin kazı çalışmalarında önemli bir mozaik bütünü bulunmuş, bu mozaikler Antakya atölyelerinden çıkmış eserlere benzerliklerinden dolayı sorular sordurmuştur. Evin mimari zenginliğinin ötesinde kazı çalışmalarında bulunan malzemeler, zenginliğini doğrulamıştır. Bu evlerde, bronz nesnelerinin yoğunluğu gözlenmekte, özellikle, lambalar ve bronz ve demir mumluklar, yanı sıra çeşitli küçük nesneler, mobilya ve görkemli nesneler, ayrıca ince çalışılmış ve altın aplikler ile kaplanmış sandık menteşelerin, varlığı kaydedilmiştir. Benzer şekilde, seramik çalışması, özellikle amfora ithalatın nadir olmadığını göstermekte: Ege, İtalya’dan şarap veya Betica’dan (İspanya) tuzlanmış etler satın almak için hiçbir tereddüt etmemektedir. Bu nedenle, Zeugma kazıları, şimdiye kadar yüksek seviyede veri malzemesi eksikliğinin yaşanıldığı, imparatorluğun doğu kesiminin Roma Medeniyeti zenginliğini ve özgünlüğünü, gün yüzüne çıkmasını sağlamıştır.

    Bu sınır bölgesinin adresi, sanatçılarının yaratıcılığı ve yaşam kalitesinin artırılması ile, batıya eşit bir şekilde, ön plana çıkabileceğini göstermektedir.

    Daha fazla bilgi için : Ön sonuçlar her yıl Anatolia Antiqua’da yaylanmıştır. XVII ve XXVI numaraları Varia AnatolicaZeugma duvar tablolarına ayrılmıştır.

    Horum Höyük kazı çalışmaları (1996-1999)

    carte horum

     

    Catherine Marro, Aksel Tibet (IFEA), Rifat Ergeç (Gaziantep Univ.), Fatma Bulgan (Gaziantep Müzesi)

    Arama işlemleri, C. Kuzucuoğlu (CNRS, UMR 8591) başkanlığında mikro-bölgesel jeomorfolojik çalışma ile bütünleşerek. Horum Höyük sitesinin, 2000 yılının Mayıs ayında, Fırat nehrinin suları altında kalması ile kazı işlemleri tamamlanmıştır. Kazıdan çıkartılmış malzemelerin çalışması tamamlanmış: çalışmaların sonuçları Varia Anatolica’da yayınlanmıştır. Horum Höyük’e yapılmış çalışmalar, son kaleotik ( yaklaşık M.Ö. 3800 ) Çağın’dan Ortaçağ dönemine (12.-13. yy) uzanan çok uzun işgal süresini belgelemeyi sağlamıştır. Özellikle Tunç Çağı temsil edilmiş : Gerçek ihmal dönemi tasdik edilmeksizin (yaklaşık M.Ö. 3200-1600), Antik Bronz ve Orta Bronz Çağına denk gelen, yaklaşık 1500 yıllık Arkeolojik sekansı çıkartılmıştır. Son zamanlarda popüler teorileri yalanlamış, site işgalinde böylesine bir süreklilik, büyük iklim krizinin sonucunda yeni çağdan önce, 3 binyılın sonunda, Yukarı Mezopotamya’nın yaygın siyasetinin çöküşüne itmiştir.

    Araştırma ve tez projeleri

    Atelier "Ben U Sen, quartier illégal consolidé. Potentiels d'évolution d'un quartier autoconstruit"
    organisé par l'association Les Ateliers Internationaux de Maitrise d'oeuvre urbaine de Cergy-Pontoise du 9 au 22 octobre 2011 à Diyarbakır

    Deniz BEYAZIT, "Le décor architectural Artuqide en pierre de Mardin placé dans son contexte régional : contribution à l’histoire du décor géométrique et végétal du Proche-Orient des XIIe – XVe siècles" Thèse d'histoire de l'art effectuée à l'Université Paris I Panthéon - Sorbonne sous la direction d'Alastair Northedge. Soutenue le 23 novembre 2009

    Thomas LORAIN"L'architecture militaire de Diyarbakır entre les Xe et XIIIe siècles : entre nécessité défensive et ostentation" Thèse d'histoire effectuée à l'EPHE sous la direction de Jean-Michel Mouton, soutenue le 15 novembre 2011

    Benoît MONTABONE, "La cohésion territoriale en périphérie de l’Union européenne : les enjeux du développement régional en Turquie" Thèse en géographie/aménagement sous la direction de Guy Baudelle. Soutenue le 29 novembre 2011

    Pierre RAFFARD, "Migrations intérieures et citadinités à Istanbul : le rôle des pratiques alimentaires dans la territorialisation des communautés migrantes", Thèse de géographie effectuée à l'Université Paris IV Panthéon-Sorbonne sous la direction de Gilles Fumey

     Referans site

    {module All Weblinks - güneydoğu anadolu}

    Kaynakça unsuru

    La ville de Mardin dans Paranın Cinleri de Murathan Mungan Travail bibliographique effectué à l’IFEA, mars-avril 2013 par Sylvain Cavaillès
    Télécharger le document

    Arhan F. (2001), Diyarbakırspor’un 33 yılı. Geri Pas, İstanbul, Sî.

    Bağlı M. & Binici A. (2005), Kentleşme Tarihi ve Diyarbakır Kentsel Gelişimi, Ankara, Bilim Admı Yayınları.

    Beysanoğlu Ş. (1963), Bütün Cepheleriyle Diyarbakır, İstanbul, Şehir Matbası.

    Beysanoğlu Ş.(1998), Anıtları ve Kitâbeleri ile Diyarbakır Tarihi. Başlangıçtan Akkoyunlar’a kadar, Diyarbakır, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sanat Yayınları.

    Diken Ş. (2011), Diyarbekir is Waving Its Hands, Ankara, Lîs.

    Diken Ş. (2002), Sırrını Surlarına Fısıldayan Şehir: Diyarbakır, İstanbul: İletişim.

    Gambetti Z. (2009), “Decolonizing Diyarbakir: culture, identity and the struggle to appropriate urban space”, in Kamran Asdar Ali and Martina Rieker (eds), Comparing Cities: The Middle East and South Asia, Karachi, Oxford University Press, p. 95-127.

    Karan C. (2010), Diyâr-ı Bekir ve Müslümanlarca Fethi, Ensar, İstanbul.

    Korkusuz Ş. (Ed.) (1999), Bir Zamanlar Diyarbekir. Zamanlar, Mekanlar, İnsanlar, İstanbul.

    Lorain T. (2011), L'architecture militaire de Diyarbakır entre les Xème et XIIIème siècles: entre nécessité défensive et ostentation, thèse en histoire sous la direction de Jean-Michel Mouton, EPHE, Paris.

    Margosyan M. (1994), Gâvur Mahallesi, İstanbul, Aras.

  • Onur ÖZBEK

    Doç. Dr. Onur Özbek Université 18 Mart (Çanakkale), Fac. Sciences et Lettres, dépt Archéologie
    (286)2180018-1700
    Cette adresse e-mail est protégée contre les robots spammeurs. Vous devez activer le JavaScript pour la visualiser.

    Page personnelle

  • Préhistoire Anatolienne : techniques et transition

    PENEO: Economic and Social Platform for the Neolithic of South-West Asia

    PENEO: Plateforme Economique et sociale du NEOlithique d’Asie antérieure

    Responsable : Cédric BODET, post doctorant TÜBITAK

    This project is seeking to reconstruct the evolution of the social structures affected by the process of neolithisation in SW Asia and Anatolia in particular. The investigation blends first-hand economic analyses (archaeozoological and archaeobotanical) with ethnological data to replace them within the evolutionary perspective offered by archaeology. Primarily concerned with the advent of domestication (relating to the economic infrastructure), the project extends,  to the various areas of the social superstructure like internal organization, symbolism, kinship etc. The results take the form of articles, thesis, charts and maps.

    Le programme Peneo est destiné à décrypter l'évolution de la structure sociale des communautés impliquées dans la révolution néolithique d'Asie Antérieure. S'appuyant d'abord sur des données paléo-économiques, il est fait usage d’analyses ethnologiques correspondantes. Le domaine des recherches entreprises ici peut être défini comme de l'archéo-sociologie,dans la prolongation de l'archéo-ethnologie de Forest (1992) avec une intérêt porté sur l'interdépendance de l'économique et social. Les résultats prennent la forme d'article, thèse, tableaux, et cartes.

    -programme Plateforme Economique et sociale du NEOlithique d’Asie antérieure

    Lithic investigations and Experimental Archaeology

    Responsable : Laurence ASTRUC, IFEA, CNRS UMR 7041

    Ce programme cherche, à partir des vestiges d'objets fabriqués par l'homme, à en reconstituer l'usage et le mode de fabrication. Pour cela, on reconstitue par l'expérience des objets techniques et on les compare avec les objets originaux. On peut ainsi en étudier à la fois les méthodes de fabrication, la provenance de leurs composants, et les usages.

    - programme de fouille et d’archéologie expérimentale de Asli Höyük

    Obsidian use project

    Site officiel :www.obsidianuseproject.org

    Responsable : Laurence ASTRUC, IFEA, CNRS UMR 704

    L'étude des assemblages archéologiques ici est basée sur une recherche fondamentale menée par le Laboratoire de tribologie et dynamique des systèmes / Centrale de Lyon concernant les mécanismes d'usure. Ces études sont complétées par des recherches de terrain menées par les archéologues. Le projet est une contribution, d’un point de vue méthodologique, à l'élaboration d'études sur les artefacts en obsidienne dans d'autres régions : en Mésopotamie et en Méditerranée orientale.

    - programme ANR 2009-2011

    Communautés néolithiques d’Anatolie, réseaux d’échanges et sphères d’interaction. Approche technologique et fonctionnelle des industries lithiques taillées

    Responsable : Laurence ASTRUC, IFEA, CNRS UMR 7041

    Ce programme participe d’une réflexion conduite sur la néolithisation, les réseaux d’échanges et les transferts techniques interculturels, en se fondant sur les modes de fabrication, d’utilisation et d’entretien des outillages lithiques qui sont de bons révélateurs des pratiques et traditions techniques des communautés. Le projet porte à l’heure actuelle sur deux régions : l’Anatolie centrale et l’est anatolien où se trouvent des sources d’obsidiennes majeures. Trois thèmes illustrent de quelle manière l’approche techno-fonctionnelle peut constituer une clé pour l’étude des premières communautés néolithiques et de leurs interactions : le premier a trait à la définition de la fonction des sites (cas d’étude en Cappadoce) ; le second, à l’identification des traditions techniques, dans le cadre d’études micro-régionales (p.e., dans l’est anatolien) ; le troisième, concerne le ‘microlithisme’ un phénomène techno-typologique d’importance lorsqu’il s’agit de discuter des processus de néolithisation.

    - programme d’analyse comparée d’outils lithiques issus des fouilles de Aşıklı höyük, Musular et Pinarbaşı Boncuklu

  • Projet "Communautés néolithiques d’Anatolie, réseaux d’échanges et sphères d’interaction. Approche technologique et fonctionnelle des industries lithiques taillées"

    Ce projet a été initié en 2007 dans le cadre d’un partenariat avec la section de Préhistoire de l’Université d’Istanbul, dirigé par Mehmet Özdoğan. Il a été conçu parLaurence Astruc en collaboration avec Nur Balkan-Atlı et Mihriban Özbaşaran et repose sur une approche techno-fonctionnelle des industries lithiques taillées, en silex ou en obsidienne, entre 9000 et 6000 av. JC.

    Il participe d’une réflexion conduite sur la néolithisation, les réseaux d’échanges et les transferts techniques interculturels, en se fondant sur les modes de fabrication, d’utilisation et d’entretien des outillages lithiques qui sont de bons révélateurs des pratiques et traditions techniques des communautés. Le projet porte à l’heure actuelle sur deux régions : l’Anatolie centrale et l’est anatolien où se trouvent des sources d’obsidiennes majeures. Trois thèmes illustrent de quelle manière l’approche techno-fonctionnelle peut constituer une clé pour l’étude des premières communautés néolithiques et de leurs interactions : le premier a trait à la définition de la fonction des sites (cas d’étude en Cappadoce) ; le second, à l’identification des traditions techniques, dans le cadre d’études micro-régionales (p.e., dans l’est anatolien) ; le troisième, concerne le ‘microlithisme’ un phénomène techno-typologique d’importance lorsqu’il s’agit de discuter des processus de néolithisation.

    En Anatolie centrale

    La Cappadoce constitue un cadre d’étude tout particulier : une région disposant de sources d’obsidiennes intensément exploitées au Néolithique, ainsi placée au centre de réseaux d’échanges, et qui garde pourtant des caractères culturels très marqués.

    Le Néolithique pré-céramique d’Anatolie centrale est représenté notamment par deux sites majeurs : Aşıklı Höyük et Çatal Höyük. Musular, un site plat de petite taille situé à immédiate proximité d’Aşıklı Höyük, est aussi tout particulièrement intéressant : la dominance de Bos Primegenius –il est ici mieux représenté qu’à Aşıklı où les moutons/chèvres dominent- serait le résultat d’une chasse spécialisée ; un nombre important de grattoirs, des extrémités de pattes trouvées en connexion indiqueraient, en outre, que des opérations de travail de la peau ont été réalisées. Musular a été interprété comme un site occupé par les habitants d’Aşıklı lors de la phase la plus récente du village ; il ne s’agirait pas d’un habitat proprement dit mais d’un lieu où prenaient place des activités techniques de traitement de matières animales (boucherie, travail de la peau). Or, une analyse techno-fonctionnelle préliminaire (Astruc, Kayacan, Özbaşaran sous presse) atteste déjà de travaux sur matières animales dominants : des fragments de projectiles utilisés, des lames bipolaires et des éclats portant des traces de coupe de matières carnées (peau et/ou viande), des grattoirs retouchés, utilisés et ravivés sur place pendant les opérations de travail de la peau. Il a été proposé que ces activités aient été associées à des partages communautaires (Duru, Özbaşaran 2005).

    La comparaison entre le matériel d’Aşıklı Höyük et de Musular prendra plusieurs formes : sélection des outils, modes d’utilisation et d’entretien et statut des occupations ; lien entre approvisionnement contrasté en obsidiennes issues du Göllü dağ (Kayırlı) et du Nenezi dağ (Kayacan, Özbaşaran 2007) et distinctions d’usage –liées aux qualités de coupe des matériaux et aux modules des outils- ; réflexion sur le microlithisme (mode de fabrication, modules et utilisation) dont le statut pourrait évoluer au cours du temps à Aşıklı, d’une tradition épipaléolithique à une tradition néolithique (Astruc en cours). D’autres sites comme Pınarbaşı (fouillé par T. Watkins et D. Baird) amèneront sur ce dernier thème des informations de première main.

    Collaborations

    Musular

    Etude en cours réalisée en collaboration avec Nurcan Kayacan (Université d’Istanbul).

    Aşikli Höyük

    Etude en cours en collaboration avec l’équipe déjà formée par Nur Balkan-Atlı, avecSemra Balcı,Nurcan Kayacan (Université d’Istanbul) et P. Anderson (Cépam, CNRS, Université de Nice).http://asiklihoyuk.org/

    Pınarbaşı, Boncuklu

    Projet mis en place à l’invitation de D. Baird. En collaboration avec A. Pirie, D. Baird (Université de Liverpool).

    Dans l’est anatolien

    Les collections de l’est anatolien apporteront un complément indispensable à un volet d’études en cours dans les vallées de l’Euphrate, du Balikh et du Khabur, en Syrie du Nord (L. Astruc, Y. Nishiaki) et dans le Sinjar, en Irak (N. Bader, M.-C. Cauvin, L. Astruc), sur des sites placés sur un transect nord-sud, à environ 250-300 km des gîtes d’obsidiennes. Nous travaillons là sur des communautés néolithiques situées dans d’autres micro-régions, plus septentrionales et plus proches des sources, des sites qui montrent des organisations internes, des pratiques architecturales et des cultures matérielles variables, signes d’influences culturelles contrastées. Ils peuvent se situer notamment dans la région de Gaziantep, d’Urfa ou Mardin ou dans les hautes vallées du Tigre et de l’Euphrate.

    Les discussions reposent sur les différentes composantes des assemblages et les usages auxquels elles étaient destinées. Les études déjà conduites en Syrie et en Irak ont montré la pertinence de certains marqueurs qui peuvent être suivis dans le temps et dans l’espace (par exemple, la production de grandes lames obtenues par pression au levier ou les procédés de calibration et de ravivage -CTB, SBBF). Assemblages en silex, imports en obsidienne, et leurs modes d’association sont alors utilisés pour identifier des entités culturelles régionales ou micro-régionales.

    Notre but est d’apporter un nouveau regard sur des sites anatoliens, grâce à une approche techno-fonctionnelle. Il s’agit donc le plus souvent d’un travail mis en place dans le cadre d’équipes déjà existantes. Les travaux projetés en 2008-2010 porteront notamment sur un site clé du Moyen-Euphrate syrien, Akarçay Tepe et sur un matériel issu de prospections réalisées à l’est de Mardin, Boncuklu Tarla. La possibilité de réaliser une étude complémentaire sur le matériel de Cafer Höyük (Taurus) est en cours d’évaluation.

    Collaborations

    Boncuklu Tarla (région de Mardin)

    Etude en cours réalisée sur l’invitation du Prof. Tuba Ökse (Université de Kocaeli), en collaboration avec Nur Balkan-Atlı et Nurcan Kayacan (Université d’Istanbul).

    Akarçay (moyenne vallée de l’Euphrate)

    Projet mis en place à l’invitation de Nur Balkan-Atlı, Mihriban Özbaşaran (Université d’Istanbul) et Miquel Molist Montaña (Université Autonome de Barcelone), en collaboration avec Nur Balkan-Atlı, Makoto Arimura (UMR 5133/Lyon), Ferran Borrell (Université Autonome de Barcelone), Juan José Ibañez Estévez (CSIC, Barcelone), Nurcan Kayacan (Université d’Istanbul) et Osamu Maeda (Université de Manchester).http://akarcaytepe.org/

    Cafer Höyük (Taurus)

    Projet mis en place à l’invitation de M.C. Cauvin et O. Aurenche en collaboration avec Nur Balkan-Atlı (Université d’Istanbul), Marie-Claire Cauvin (CNRS, Jalès) et Nurcan Kayacan (Université d’Istanbul).